Güreş, sadece bir spor dalı değil; insanlık tarihinin bilinen en eski fiziksel etkinliklerinden biridir. Silahların sustuğu, sadece güç, zeka ve teknik becerinin konuştuğu bu spor, binlerce yıldır kültürleri birbirine bağlayan ortak bir arena olmuştur. Peki, bu köklü spor nasıl ortaya çıktı ve günümüzdeki modern formuna nasıl ulaştı?
Güreşin Doğuşu
Güreşin kökenleri, yazılı tarihin çok daha öncesine, mağara devri insanının doğada var olma çabasına dayanır. İlk insanlar için bir başkasını alt etmek veya vahşi doğadan korunmak, temel bir savunma mekanizmasıydı. Ancak bu mücadelenin bir spora dönüşmesi, yerleşik hayata geçiş ve medeniyetlerin kurulmasıyla başlamıştır. Mezopotamya’da yapılan kazılarda bulunan beş bin yıllık bronz figürler ve Antik Mısır’daki duvar resimleri, güreşin o dönemde bile belirli tekniklerle ve kurallarla yapıldığını ortaya çıkarmaktadır. Bu dönemde güreş, hem askeri bir eğitim aracı hem de dini törenlerin vazgeçilmez bir parçası olarak kabul ediliyordu.
Antik Yunanda Güreş
Güreşin gerçek anlamda bir spor branşı kimliği kazanması, Antik Yunan medeniyetiyle mümkün olmuştur. M.Ö. 708 yılında Olimpiyatlara dahil edilen bu spor, mitolojiyle iç içe geçmiştir. Yunan efsanelerine göre güreşi insanlara öğreten kişi, gücüyle tanınan yarı tanrı Herkül (Herakles)’dür. Efsaneye göre Herkül, Nemea aslanını sadece bilek gücüyle ve güreş tekniklerini kullanarak boğmuştur. Bu mitolojik temel üzerine inşa edilen Yunan güreşi, “Paleastra” adı verilen okullarda gençlerin zihin ve beden disiplini kazanmasını sağlayan bir felsefeye dönüşmüştür.

Türk Kültüründe Güreş
Türk kültüründe güreş, bir spordan daha fazlasını ifade eden “Ata Sporu” kimliğini taşır. Orta Asya’nın bozkırlarından Anadolu’ya taşınan bu gelenek, Türklerin yiğitlik anlayışıyla bütünleşmiştir. Bu kültüre ait en etkileyici anlatı, bugün hala yaşayan Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin doğuş hikayesidir. Rumeli fethi sırasında (1346) Orhan Gazi’nin ordusundaki kırk yiğit, mola verdikleri her yerde güreş tutarlarmış. Bir gün, içlerinden iki kardeş olan Ali ve Selim, saatlerce güreşmelerine rağmen birbirlerini yenişememiş ve ikisi de pes etmeyince oldukları yerde can vermiş. Arkadaşları onları bir incir ağacının altına gömmüş; bir süre sonra aynı noktadan kırk pınar fışkırdığını görmüşler. Bu efsane, Türk güreşindeki azmin, kardeşliğin ve tükenmek bilmeyen enerjinin en önemli anlatısı haline gelmiştir.

Günümüz
19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde güreş, geleneklerden sıyrılarak modern ve uluslararası bir kimliğe bürünmüştür. 1896 yılında Atina’da düzenlenen ilk modern Olimpiyat Oyunları’nda güreşin yer alması, sporun küresel ölçekte standartlaşmasını sağlamıştır. Fransızlar tarafından sistemleştirilen Grekoromen stil ve daha esnek kurallara sahip olan Serbest Stil, güreşin iki ana dalını oluşturmuştur. İster antik bir efsaneden ister bir bozkır geleneğinden gelsin, güreşin özündeki o saf mücadele ruhu, güreş var oldukça yaşamaya devam edecektir.

No responses yet