Tenis, günümüzde sadece fiziksel bir güç gösterisi değil, aynı zamanda strateji ve asaletin buluştuğu küresel bir fenomen olarak kabul ediliyor. Ancak bu popüler sporun kökenlerine indiğimizde, karşımıza bugünkü teknolojik raketlerden ve devasa stadyumlardan çok farklı bir tablo çıkıyor.

Tenis’in İlk Adımı

Tenisin bilinen en eski formu, 12. yüzyıl Fransa’sında “Jeu de Paume” (Avuç İçi Oyunu) adıyla ortaya çıkmıştır. O dönemde rahipler ve keşişler, manastırların avlularında çıplak elle topa vurarak bu oyunu oynamaya başladılar. Zamanla elin zarar görmesini engellemek için eldivenler, ardından da vuruş gücünü artırmak için tahta saplı raketler kullanılmaya başlandı. Oyunun ismi ise servis atan kişinin rakibini uyarmak için bağırdığı Fransızca “Tenez!” (Al/Tut!) kelimesinden gelir.

16. yüzyıla gelindiğinde tenis, manastırların arasından sıyrılarak soyluların en sevdiği etkinliklerden biri haline geldi. Özellikle İngiltere Kralı VIII. Henry ve Fransa Kralı I. Francis gibi hükümdarların bu spora olan ilgisi, tenisin “Kralların Sporu” olarak anılmasını sağladı. Ancak o dönemki tenis bugünkünden farklı olarak duvarların ve asimetrik engellerin bulunduğu kapalı salonlarda oynanıyordu.

Kapalı Salonlardan Çıkış

Bugün bildiğimiz modern tenisin temelleri 1870’li yıllarda İngiltere’de atıldı. Binbaşı Walter Clopton Wingfield, oyunu kapalı salonlardan çim alanlara taşıyarak kurallarını modernize etti. 1877 yılında ilk Wimbledon Turnuvası’nın düzenlenmesiyle birlikte saha ölçüleri, ağ yüksekliği ve puanlama sistemi standart bir hale geldi. Bu dönemden itibaren tenis, soylu kesimin yaz eğlencesi olmaktan çıkıp profesyonel bir spor olma yolunda evrilmeye başladı.

Open Era Dönemi

Tenis tarihinin en büyük dönüm noktası 1968 yılında gerçekleşen “Açık Dönem” (Open Era) geçişidir. Bu tarihe kadar Grand Slam turnuvalarında sadece amatör oyuncuların yarışmasına izin veriliyordu. Profesyonelliğe geçen oyuncuların bu prestijli turnuvalardan men edilmesi, sporun kalitesini düşürmeye başlayınca kurallar değişti. Kapıların profesyonellere açılmasıyla birlikte tenis küresel bir alana dönüşmeye başladı, oyuncu gelirleri arttı ve rekabet bugünkü devasa boyutlarına ulaştı.

Günümüz

Günümüzde tenis, tarihsel kökenlerindeki zarafeti korusa da oyunun hızı ve fiziksel gereklilikleri bambaşka bir boyuta evrildi. Geçmişin ağır tempolu oyun tarzı yerini, anında karar verilmesi gereken ve saatte 200 kilometreyi aşabilen servislerle oynanan dinamik bir yapıya bıraktı.

#

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir